Tartışmada Mola Vermek: Öfkenin Soğuma Süresi
Öfke yükseldiğinde konuşmaya devam etmek çoğu zaman durumu düzeltmez. İlişkiyi yormayan bir aranın nasıl verileceği.
Meral Ekinci 4 dk
Tartışma belli bir noktadan sonra artık konuyla ilgili olmaktan çıkar. Sesler yükselir, cümleler kısalır, iki taraf da söylediğini değil, kazanacağını söylemeye başlar. O anda konuşmaya devam etmek çoğu zaman durumu düzeltmez; sadece sonradan geri alınması gereken cümleleri çoğaltır. İlişkilerde en az konuşmak kadar önemli bir beceri vardır: Doğru zamanda ara vermek.
Beden neden geri çekilmeyi zorlaştırır
Öfke yükseldiğinde beden savunma moduna geçer. Kalp hızı artar, nefes sıklaşır, kaslar gerilir. Bu haldeyken karmaşık düşünme, karşı tarafın bakış açısını hesaba katma ve kelime seçme kapasitesi belirgin biçimde düşer. Yani en kırıcı cümleler, kişinin en zayıf düşündüğü anda kurulur.
Bedenin yatışması ise düşünmekten daha yavaştır. Tartışma bitse bile fiziksel uyarılmışlık bir süre devam eder. Bu yüzden "hemen çözelim, yatmadan halledelim" ısrarı çoğu zaman ters teper. Sinir sistemi hazır olmadan yapılan konuşma, iyi niyete rağmen yeniden alevlenir. Ara vermek bir kaçış değil, konuşmanın işe yarar hale gelmesi için gereken teknik bir duraktır.
Ara vermekle terk etmek arasındaki fark
Burada kritik bir ayrım vardır. Kapıyı çarpıp odadan çıkmak, telefonu yüzüne kapatmak, cevap vermeyi kesmek de bir tür ara vermedir; ama karşı tarafta terk edilme hissi bırakır. Böyle bir çekilme, tartışmanın kendisinden daha fazla zarar verebilir; çünkü güvenliği sarsar.
İşe yarayan mola üç unsuru içerir. Birincisi niyeti açıklamak: "Şu an sinirliyim ve pişman olacağım şeyler söyleyeceğim." İkincisi süre vermek: "Yarım saate ihtiyacım var." Üçüncüsü geri dönüş sözü: "Sonra bu konuyu bitirelim." Bu üç cümle, geri çekilmeyi bir cezaya dönüşmekten kurtarır. Karşı taraf beklemeye razı olur, çünkü ne kadar bekleyeceğini ve konunun kapanmadığını bilir.
Molanın içinde ne yapılır
Ara vermenin faydası, o süre nasıl geçirildiğine bağlıdır. Odaya çekilip tartışmayı zihinde tekrar oynatmak, karşı tarafın haksızlıklarını sıralamak, gelecek cümleleri hazırlamak molayı işlevsiz kılar. Bu durumda beden yatışmaz, aksine yeniden ısınır ve kişi masaya daha hazırlıklı ama daha sert döner.
Yatıştırıcı olan, dikkati konudan uzaklaştıran ve bedeni gevşeten faaliyetlerdir. Yürüyüş yapmak, yüzü soğuk suyla yıkamak, uzun nefes vermeye odaklanmak, basit bir ev işiyle uğraşmak. Yirmi dakikadan kısa aralar çoğu zaman yetersiz kalır; birkaç saati aşan aralar ise konunun rafa kaldırılması riskini doğurur. Aynı gün içinde geri dönmek genel olarak makul bir denge sağlar.
Geri dönerken tonu değiştirmek
Molaya ne zaman ihtiyaç duyulduğunu anlamak da öğrenilebilir bir beceridir. İşaretler genellikle sözden önce bedende belirir: Sesin yükselmesi, konuşma hızının artması, karşı tarafın cümlesini bitirmesini beklemeden araya girme isteği, ellerin kasılması. Bu belirtiler fark edildiğinde ara vermek, iş işten geçtikten sonra vermekten çok daha kolaydır. Kendi eşiğini tanıyan kişi, tartışmanın hangi noktadan sonra verimsizleştiğini zamanla oldukça isabetli biçimde kestirir ve konuşmayı o noktaya varmadan askıya alabilir.
Molanın asıl kazancı, dönüşte farklı bir giriş yapabilme imkânıdır. Tartışmanın kaldığı yerden, aynı savunma pozisyonuyla devam etmek molayı boşa çıkarır. Bunun yerine konuyu daraltmak işe yarar: Bütün şikâyet listesi yerine tek bir somut mesele üzerinde durmak. "Sen hep..." ile başlayan cümleler yerine, belirli bir olayı ve onun yarattığı hissi tarif etmek.
Bir başka yararlı adım, karşı tarafın söylediğini kendi cümlelerinizle özetlemektir. Bu, hak vermek anlamına gelmez; sadece doğru duyduğunuzu göstermek içindir. İnsanlar anlaşıldığını hissettiklerinde savunma ihtiyacı azalır ve gerçek konu nihayet konuşulabilir hale gelir.
Molanın kuralları sakin bir günde konuşulursa çok daha iyi işler. Tartışmanın ortasında ilk kez "ara verelim" demek, karşı tarafa kaçış gibi görünebilir. Oysa önceden anlaşılmış bir işaret ya da ortak bir cümle varsa, mola bir taktik değil, ikisinin birlikte kurduğu bir kural haline gelir. Aynı şekilde molanın azami süresi ve dönüş saati de önceden belirlenebilir. Bu tür küçük anlaşmalar, gerginliğin en yüksek olduğu anda müzakere etme yükünü ortadan kaldırdığı için işe yarar.
Çiftlerin çoğu, tartışmaların içeriğinden çok yönetimiyle yorulur. Aynı konu farklı zamanlarda konuşulduğunda bambaşka sonuçlar verir. Ara vermek, geri adım atmak değildir; öfkenin en yüksek olduğu anda alınan kararların ilişkiyi temsil etmediğini kabul etmektir. Bu küçük duraklar, uzun vadede söylenen sözlerin toplamını değiştirir.